İş Güvencesi ve İşe İade Davası Şartları, Süreçleri ve Sonuçları

İş akdinin işveren tarafından feshedilmesi, çalışanlar için hem ekonomik hem de sosyal açıdan sarsıcı bir süreçtir. Türk İş Hukuku, çalışanların haklarını korumak amacıyla belirli şartları taşıyan işçilere “iş güvencesi” sağlamaktadır. İşverenin haksız veya kanuna aykırı bir fesih gerçekleştirmesi durumunda başvurulan en temel hukuki yollardan biri işe iade davasıdır.
Bu yazımızda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun ilgili maddeleri çerçevesinde işe iade davasının şartlarını, arabuluculuk prosedürünü, yargılama sürecini, kararların icrasını ve kanun yollarını detaylıca ele alacağız.
1-) İşe İade Davası Nedir ve Şartları Nelerdir? (İş Kanunu m. 18)
İşe iade davası, iş güvencesi hükümlerinden yararlanan bir işçinin, iş sözleşmesinin işveren tarafından geçerli bir sebebe dayanmaksızın feshedilmesi durumunda açabildiği bir davadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca, bir işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi ve işe iade davası açabilmesi için aşağıdaki şartların birlikte (kümülatif olarak) sağlanması gerekir:
• Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi (m. 18/1): İş sözleşmesinin belirli süreli değil, belirsiz süreli olması şarttır.
• 30 veya Daha Fazla İşçi Çalıştırılması (m. 18/1): İşverenin aynı iş kolunda veya tüm iş yerlerinde toplamda 30 veya daha fazla işçi istihdam etmesi gerekmektedir. İş yerindeki işçi sayısı hesabında kısmi süreli (part-time) çalışanlar da oranlarına göre hesaba dahil edilir.
• En Az 6 Aylık Kıdem Şartı (m. 18/1): İşçinin, aynı işverenin iş yerinde veya iş yerlerinde en az 6 günlük/aylık kıdeminin bulunması gerekir. Bu kıdem hesabında, işçinin aynı işverenin farklı iş yerlerinde geçen süreleri birleştirilir. İstisna: Yer altı işlerinde çalışan işçiler için kıdem şartı aranmaz.
• İşveren Vekili Olmama Durumu (m. 18/1): İşletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ve yardımcıları ile iş yerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleri iş güvencesinden yararlanamaz.
• Feshin İşveren Tarafından ve Geçersiz Bir Sebebe Dayanılması: Feshin bizzat işveren tarafından gerçekleştirilmiş olması ve kanunda belirtilen “geçerli bir sebebe” dayanmaması gerekir. Kanun; sendikal faaliyetleri, hak aramak için makamlara başvurmayı, ırk, renk, cinsiyet, gebelik, siyasi görüş gibi unsurları kesinlikle geçerli fesih sebebi saymaz (m. 18/3).
2-) İşe İade Davası Arabuluculuk İşlemleri ve Sonuçları (İş Kanunu m. 20 ve 7036 Sayılı Kanun m. 3)
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20. maddesi gereğince, işe iade talebiyle doğrudan mahkemeye başvurulamaz; zorunlu arabuluculuk dava şartıdır.
• Başvuru Süresi (m. 20/1): İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminin tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde arabuluculuk bürosuna başvurmak zorundadır. Bu süre kesin bir hak düşürücü süredir ve mahkeme tarafından kendiliğinden (re’sen) dikkate alınır.
• Arabuluculuk Süreci: Arabulucu, tarafları müzakerelere çağırır ve bu süreci kural olarak 3 hafta içinde (zorunlu hallerde 1 hafta uzatmayla toplam en fazla 4 hafta içinde) sonuçlandırır.
• Sonuçlar:
o Anlaşma Halinde: Tarafların işe iade, tazminatlar veya diğer haklar konusunda uzlaşması durumunda düzenlenen anlaşma belgesi mahkeme ilamı niteliğindedir.
o Anlaşmama Halinde: Tarafların anlaşamaması durumunda arabulucu bir son tutanak düzenler. İşçi, bu son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava açmalıdır.
3-) İşe İade Davası Yargılama Süreci ve Usulü (İş Kanunu m. 19 ve m. 20)
Arabuluculukta anlaşma sağlanamaması üzerine açılan dava, İş Mahkemelerinde görülür.
• Fesih Bildiriminin Usulü (m. 19): İşveren, fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Hakkında davranış veya yeterliliğinden ötürü fesih yapılacak işçinin savunması alınmadan iş sözleşmesi feshedilemez (m. 19/2). Usule aykırı fesihler mahkemece doğrudan geçersiz sayılır.
• Basit Yargılama Usulü (m. 20/2): Mahkemeler, işe iade davalarını basit yargılama usulüne göre görür ve ivedilikle sonuçlandırır. Kanunen mahkemenin dosyayı seri bir şekilde karara bağlaması hedeflenmiştir.
• İspat Yükü (m. 20/2): Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükü işverene aittir. Ancak işçi, feshin işverenin bildirdiği sebepten farklı bir nedene (örneğin sendikal nedene) dayandığını iddia ediyorsa, bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür.
4-) Yargılama Sonunda Verilecek Kararlar ve İcrası (İş Kanunu m. 21)
Yargılama sonucunda mahkeme feshin geçersizliğine karar verirse, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21. maddesi gereğince şu hükümler kurulur:
• İşe İade ve Mali Sonuçlar (m. 21/1, 2):

  1. Mahkeme, işverenin fesih işlemini geçersiz sayarak işçinin işe iadesine karar verir.
  2. Kararda, işçinin işe başlatılmaması durumunda ödenmesi gereken tazminat miktarı da açıkça belirtilir. Bu kapsamda işçiye, kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücreti ve diğer sosyal hakları (boşta geçen süre ücreti) ödenir.
    • Kararın İcrası ve İşe Başvuru Süreci (m. 21/3, 5):
  3. İşçinin Başvurusu (m. 21/5): Mahkeme kararı kesinleştikten sonra, işçi kararın tebliğinden itibaren 10 iş günü içinde işverene başvurarak işe başlamak istediğini bildirmek zorundadır. Bu başvuru samimi ve işe dönme iradesini yansıtmalıdır. Süresinde başvurulmazsa, işverenin yaptığı fesih geçerli hale gelir.
  4. İşverenin Kabul Etmeme Durumu (m. 21/3): İşçi süresinde başvurmasına rağmen işveren işçiyi 1 ay içinde işe başlatmazsa, işçiye mahkemenin kararına istinaden en az 4 ve en çok 8 aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ödemek zorundadır.
  5. Ayrıca işçiye, mahkeme kararındaki 4 aya kadar boşta geçen süre ücreti ile birlikte (eğer önceden ödenmişse mahsup edilmek üzere) kıdem ve ihbar tazminatları gibi diğer hakları da ödenir.
    5-) İşe İade Davası İstinaf ve Temyiz Süreci (İş Kanunu m. 20/3)
    İş mahkemelerinin işe iade davaları sonucunda verdiği kararlara karşı kanun yolu denetimi şu şekilde işletilir:
    • İstinaf Başvurusu (m. 20/3): İlk derece mahkemesinin (İş Mahkemesi) kararına karşı, taraflarca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine (İstinaf) başvurulabilir. İstinaf mahkemesinin verdiği karar kural olarak kesindir.
    • Temyiz Başvurusu: Kanunda öngörülen istisnai parasal sınırlar ve hukuki şartlar çerçevesinde, Bölge Adliye Mahkemesi kararının tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz yolu açılabilir. Yargıtay’ın verdiği inceleme neticesindeki karar nihai ve bağlayıcıdır.
    YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ 2014/783 E. , 2014/6028 K.

…Taraflar arasında, davacının dava dilekçesindeki taleplerini, dava yoluyla talep etmesin de hukuki yararının bulunup bulunmadığı konusunda uyuşmazlık vardır. Somut olayda davacı, davalı şirkete ait işyerinde işçi olarak çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haksız ve geçersiz olarak feshedilmesi üzerine davalı aleyhine işe iade davası açtığını, işe iade davasının mahkeme tarafından kabul edildiğini, mahkeme kararında işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının 4 aylık brüt ücreti olarak belirlendiğini yine karar da boşta geçen süre ücretinin 4 aylık ücret ve diğer haklar olarak belirlendiğini, kararın Yüksek Yargıtay tarafından onandığını, yasal süre içerisinde işe başlatılması için noter aracılığıyla işverene başvuruda bulunduğunu ancak işveren tarafından işe başlatılmadığını ileri sürerek, 4 aylık boşta geçen süre ücreti, işe başlatmama tazminatı (iş güvencesi tazminatı), işe iade davasının kesinleşmesi ile kıdeminin 4 ay kadar artması nedeniyle fark kıdem tazminatı ve işe iade davasının kesinleşmesi ile kıdeminin 4 ay kadar artması ve bunun sonucunda bir yıl daha izin hakkına kavuşması nedeniyle izin ücreti taleplerindebulunmuştur. Mahkemece, davacı tarafından davalı aleyhine açılan işe iade davasının kabulüne karar verildiği, işe iade davasında verilen kararda davacının işe başlatılmaması halinde davalı işveren tarafından ödenmesi gereken işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti tazminatının açıkça belirlendiği, işe iade davasında verilen kararın Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiği, davacının işe başlatılmaması halinde iş bu davada talep ettiği alacakları davalı aleyhine icra takibi yaparak (işe iade davasında verilen ve kesinleşen hükmü icraya koymak suretiyle) isteyebileceği halde iş bu davayı açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Bir hakkın mahkemeler aracılığıyla ileri sürülmesi, talep edilmesi yetkisine dava hakkı (dava açma hakkı) denir. Dava hakkı asıl haktan (örneğin davada alacak hakkı talep ediliyorsa alacak hakkından) ayrı bir hak değildir. Bu nedenle dava hakkı asıl hakla birlikte devredilebilir. Dava hakkı kural olarak asıl hak sahibine aittir. Dava hakkı Anayasa ile teminat altına alınmıştır. 1982 Anayasasında; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Dava hakkının kötüye kullanılmaması gerekir.
Dava hakkı hukuki yarar ile sınırlıdır. Yani, mahkemenin bir davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekir. Hukuki yarar bir dava şartıdır. Hukuki yarar (menfaat), davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korunmaya değer bir yararının olması demektir. Davacının dava hakkına sahip olması, dava açabilmesi için yeterli değildir. Bundan başka, davacının dava açmakta hukuki bir yararının bulunması gerekir. Dava hakkı hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacının dava açmaktaki yararı, hukuki olmalıdır. İdeal veya ekonomik yarar yalnız başına yeterli değildir.
Hukuki yarar dava açıldığı anda var olmalıdır. Objektif dava birleşmesinde, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yukarıda anlatılanlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacının birden fazla talebini aynı davada birleştirdiği, somut olayda objektif dava birleşmesinin söz konusu olduğu görülmektedir.
Yine yukarıda belirtildiği üzere, davacı dört talepte bulunmuştur. Bu talepler: I) 4 aylık boşta geçen süre ücreti II) İşe başlatmama tazminatı (iş güvencesi tazminatı) III) İşe iade davasının kesinleşmesi ile kıdeminin 4 ay kadar artması nedeniyle fark kıdem tazminatı IV) İşe iade davasının kesinleşmesi ile kıdeminin 4 ay kadar artması ve bunun sonucunda bir yıl daha izin hakkına kavuşması nedeniyle izin ücreti talepleridir. Talepler incelendiğinde, her bir talebin haklılığının ve alacağın miktarlarının açıkça belirlenebilmesinin hesaplamaya muhtaç olduğu, bu nedenle davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunduğu ortadadır. Mahkemenin “… davacının bu dosyada talep ettiği alacaklarını icra marifetiyle daha önce lehine sonuçlanan hüküm nedeniyle isteyebileceği halde bu davayı açtığı, iş bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, daha önce lehine sonuçlanan işe iade davası hükmünü icraya koyabileceği, bu davayı açmakta hukuki yararın bulunmadığı” şeklindeki gerekçesi yerinde olmadığından davanın esasına girilerek her bir talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı şeklindeki yasal olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Hukuki süreçlerin her aşaması; kesin hak düşürücü süreler, usul kuralları ve güncel Yargıtay içtihatları bakımından büyük bir titizlik gerektirmektedir. Hak kayıplarına uğramamak adına alanında uzman bir iş hukuku avukatından hukuki destek alınması tavsiye edilir.

Etiketler: